KANSER TEDAVİSİNDE SON YENİLİKLER,TIPTA SON GELİŞMELER

Tıpta Son Yenilikler 

Tıpta Son Yenilikler (1)
Hastalara zarar da verebilen ışın tedavisinde Yoğunluk Ayarlı Radyoterapi adlı yeni aygıt sayesinde başarı şansı yükseldi.
Bilimdeki yenilikler hekimleri sevindiriyor: Gen haritaları hastalığın teşhis şansını güçlendiriyor. Hedefe yönelik geliştirilen ilaç tedavisi sayesinde yan etki kâbusu atlatılıyor. Işın tedavisinde doz ayarı inceliyor

1) Hedefe yönelik tedavi
Şu anda onkolojinin en çok üzerinde durduğu alanlardan biri kanser hastalarında hedefe yönelik tedavi. Son bir yıl içinde kanser tedavisindeki başarı oranını yüzde 15 kadar artıran bu alandaki gelişmeler, özellikle kalınbağırsak ve akciğer kanserlerinde kullanılıyor.
Peki bu yaklaşımın getirdiği yenilik ne? Bu soruyu basitçe şöyle açıklayabiliriz:
Bir yıl öncesine kadar kanserli hücreleri öldürmek için kullanılan en yaygın ilaç kemoterapiydi. Çok etkili bir tedavi olmasına karşın kemoterapinin vücudun kanserli olmayan hücrelerine zarar vermesi maalesef kaçınılmaz:
Saçları döküyor, ağızda yaralar oluşturuyor, uzun süre devam eden ishale, yorgunluk hissine, bulantıya neden oluyor...

Daha az yan etki
Ancak hedefe göre geliştirilen yeni ilaçlar sayesinde kanser hastaları kemoterapinin hiçbir yan etkisinden zarar görmüyor. Bu ilaçların esası, kanser hücrelerinin üzerindeki bazı işaretleri tanımaya dayanıyor. Bunu şöyle detaylandırmak mümkün: Kanserli hücreler üzerinde normal hücrelerden farklı bazı reseptörler bulunuyor. Ve bu reseptörlere belli moleküller bağlandığı zaman kanser daha hızlı biçimde ilerliyor.
Ancak, şu anda Türkiye'de de kullanılan yeni ilaçlarla, yapay moleküller yaratılıyor ve bunlar kanserli hücrelere aktarılıyor. Tümöre kilitlenen bu ilaçlar, kanserli hücrelerin hızlı biçimde bölünmesini engelliyor. Yani tümör daha büyümeden olduğu yerde sabitleniyor.
Bu sayede hasta tedavinin hiçbir yan etkisini görmüyor, öyle ki çoğu zaman hastalar tedaviyi aldıklarını bile fark etmiyor.

2) Kanserin seyrini belirleme
Kanser tedavisindeki bir başka sevindirici gelişme, tedaviye başlamadan önce yapılan incelemeler ve buna uygun bir planlamanın yapılması. Bu yaklaşımın getirdiği avantajları anlayabilmek için iki yıl öncesinde ve günümüzde meme kanseri teşhisi konulan birine yapılan uygulamaları kıyaslamak yeterli.
İki yıl önce meme kanseri teşhisi konulan bir kadının kabaca iki özelliğine bakılıyordu. Bir, tümörün boyutu nedir, iki, lenflere sıçramış mı? Daha sonra hastanın kemoterapi alıp almayacağına karar veriliyordu. Ancak, o sıralar hekimlerin kafasını karıştıran soru şuydu: Tümör küçük olmasına karşın neden bazı hastalar kemoterapiden hiç fayda göremezken ve hastalıkları hızla ilerlerken, nasıl oluyor da kanseri çok geniş alana yayılanlar tedaviye daha hızlı yanıt veriyordu? Kemoterapi bazı hastalarda gerçekten de işe yaramıyor muydu?

Niye bazılarında daha etkili?
Bu sorular hekimlerin kafasını kurcalarken, iki yıl önce ilk olarak meme kanserinde kullanılan ancak günümüzde akciğer ve kalınbağırsak gibi pek çok kanserde de kullanıma sunma imkanı beliren yeni bir yöntem keşfedildi: Gen haritaları.
Yakın bir gelecekte meme kanseri olduğu kanıtlanan bir kadına tedaviye başlamadan önce ilk yapılan şey gen haritasının çıkarılması olacak. Bu yöntemle önce, tümör üzerinde nasıl genetik değişiklikler olduğu belirleniyor. Hangi genin nasıl bir hasara uğradığı ortaya çıkarılarak, kanserin geldiği aşama üzerinde fikir elde ediliyor. Hemen sonra da buna göre bir tedavi belirleniyor.
Bu uygulama sayesinde kemoterapiden hiç fayda görmeyecek bir hasta boşuna bu yöntemin yan etkilerine maruz kalmıyor ve daha yararlı bir tedaviye yönlendiriliyor.

3) Destek tedavileriyle ilgili yenilikler
Her ne kadar birçok yan etkisi olsa da kanser tedavisinde günümüzde en çok başvurulan yöntemlerden biri kuşkusuz kemoterapi. Son bir yıl içinde Türkiye'de de hastaların hizmetine giren bir başka yenilik, kemoterapinin bazı yan etkilerini minimuma indirmek.
Kanser tedavisi deyince maalesef birçok kişinin ilk aklına gelen şey kusma. Bazı kanser hastalarının günde ortalama 10 kez kustuğu düşünülürse gerçekten ciddi olan bu sorun, yeni kullanılmaya başlayan ilaçlar sayesinde asgariye indiriliyor.
Kemoterapinin bir başka yan etkisi ise kırmızı kan hücrelerinin düşmesi. Hastaları yorgun ve halsiz bırakan bu etki de artık yeni ilaçlar sayesinde hafifletilebiliyor. Yine kemoterapiden en çok zarar gören hücrelerden biri olan beyaz kan hücrelerinin azalması yakın-da piyasaya girecek ilaçlarla daha kolay teda-vi edilebilecek. Böylece vücudun mikroplara karşı savunması daha güçlü olacak.

4) Ağızdan kemoterapi ilacı
Kanser tedavisinde kemoterapi ilaçlarıyla ilgili son yıllarda yeni bir dönem başladı. Damar yoluyla verilen kemoterapi ilaçları artık ağız yoluyla alınabiliyor. Peki bunun faydası ne? Kemoterapi ilaçları çok güçlü olduğu için damar yoluyla verildiklerinde geçtikleri damarı tahriş ederek orada bazı hassasiyetlere ve ağrılara yol açıyor. Hatta damarları büzdüğü için hastalar kemoterapiyi aldıktan aylar, yıllar sonda bile kollarını tam olarak açamayabiliyor.

Tedavi evde sürebilecek
Ancak yeni teknolojiyle gittikçe daha fazla kemoterapi ilacı ağızdan alınabiliyor. Bu sayede hastalar, önümüzdeki yıllarda ilaçlarını evde alabilecek, hastane kuyruğunda beklemek, kemoterapi için uygun damar bulundu mu, bulunmadı mı gibi sıkıntılardan kurtulacak.

5) Yeni ilaçlar
Yeni teknolojiler sayesinde kanser ilaçlarının diğer organlara verdiği olumsuz etkiler de asgariye indiriliyor. Örneğin kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, kalbe kadar ulaşarak bu bölgeye zarar verebiliyor. Yan etkileri minimumda tutmak için bu ilaçlar, şimdiye kadar bazı hastalara gerekenden daha sınırlı veriliyordu. Bu da tedaviye hızlı yanıt vermeyi engelliyordu. Ancak yeni keşfedilen bazı moleküllerle, ilacın başka bir organdaki zararlı etkisi ortadan kaldırılabiliyor. Hatta bilimadamları bu moleküllerün yapısıyla oynayarak aynı ilacı haftada üç kez vermek yerine ayda bir kez verme şansını elde ediyorlar. Bu da hastanın hastaneye gitme sıklığını azaltıyor.
Bir diğer yenilik de, bazı kanser ilaçlarının değişik türlerde de başarı sağlaması. Bu konuda en iyi örnek prostat kanseri. 1980'lerden itibaren prostat kanserinde sürekli bir tedavi arayışı sürmüş, fakat somut bir gelişme elde edilmemişti. Ancak yaklaşık bir yıl önce, yapılan araştarmalarla diğer kanser türlerinde kullanılan ilaçların prostat için umut olabileceği ıspatlandı.

Radyoterapide hedefe tam isabet
Kanserli hücrelerin yayılmasını önleyen radyoterapi tedavisinde 'yoğunluk ayarı' sağlayan bir cihaz hizmette. Artık tümöre doğrudan 'nokta atışı' yapılabilecek

Radyoterapi (ışın tedavisi), kanserle savaşta uzun yıllardır kullanılan tedavilerden biri. Tümör hücrelerinin çoğalmasını önleyen radyoterapi, kemoterapinin aksine sadece uygulandığı bölgede etkili olan bir seçenek. Dolayısıyla bu tedavi yöntemi, hastalığın aynı yerde nüksetmesini önlemeyi amaçlayarak, tümörün başka bölgelere sıçramasını engelliyor.

Kontrolü zordu
Fakat, radyoterapi günümüzde bazı hastalarda istenilen sonucu yeterli ölçüde sağlayamıyor. Özellikle omurilik, tükürük bezi, ağız içi, genital bölge gibi hassas bölgelerin radyasyona duyarlı olması nedeniyle radyoterapi dozlarının kontrolünde zorluklar yaşanıyor. Ancak, 'yoğunluk ayarlı radyoterapi' (YART) adı verilen yeni bir cihaz sayesinde artık radyoterapi tedavisinde yeni bir dönem başlıyor.
Metropolitan Florance Nigtingale Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Bölümü'nden Dr. Şefik İğidem, YART'ın daha önceki radyoterapi tekniklerinden farkını şöyle açıklıyor:
"Daha önceki teknikler, tedavi edilecek organı veya tümörü iyi lokalize edemiyordu. Yani, tümörün nerede olduğunu tam olarak bilemiyorduk. Bu yüzden de ışın tedavisini daha geniş bir alana uygulamak zorunda kalıyorduk. Bu da bizim için daha fazla yan etki anlamına geliyordu.

Tümörün tam yeri bulunuyor
Oysa YART adlı cihaz, tomografi bazlı planlama teknikleri sayesinde tümörün ve risk altındaki organların nerede olduğunu tam olarak belirliyor. Ve tedavi kriterlerini buna göre programlıyor. Cihaz, risk altındaki organlar üzerinde doz yoğunluğunu da ayarlayabiliyor. Böylece hassas bölgeler ve organlar boşuna radyasyon etkisine maruz kalmıyor.
Doz, sabit yoğunluklu bir hüzme olarak değil, değişik yoğunluğa sahip binlerce hüzme şeklinde veriliyor. Bu da ağız içi, geniz bölgesi gibi tümörlerde veya bağırsak ve idrar torbasına komşu bölgelerdeki tümörlerde yan etkileri azaltıyor. Özellikle ağız kuruluğu, omurilik hasarı, bağırsak kanaması gibi istenmeyen sonuçların görülme riskini düşürüyor."
Birkaç ay içinde önce İstanbul'da Metropolitan Florance Nightingale Hastanesi'nde kullanılmaya başlanacak olan YART, şu anda ülkemizde çeşitli üniversite hastaneleri ve özel merkezlerde kurulma aşamasında.

Bu ilaç tedavi etmiyor!
Doç. Dr. Serdar Turhal, Türkiye'de de kullanılan ve akciğer kanseri için ümit vaat ettiği düşünülen 'Iressa' adlı ilacın kemoterapi alan hastalarda etkili olmadığının kanıtlandığını söylüyor. Bu ilacın Türkiye'de Marmara Üniversitesi de dahil sekiz merkez tarafından bir yıl önce denenmeye başlandığını anlatan Doç. Dr. Turhal, "Ancak sonuçlar çok olumsuz. Yaklaşık bir ay önce ABD'de bazı eyaletlerin sağlık sigorta sisteminin bu ilacı ödemediğini gördüm" diyor. Doç. Dr. Turhal, Iressa'nın kemoterapi almayan hastalara faydası konusunda araştırmaların sürdüğünü söylüyor.

netten

Yorum Yaz